Bugün sizlerle sürdürülebilirliğe biraz farklı bir pencereden bakmak istiyoruz. Çünkü sürdürülebilirlik çoğu zaman sadece çevreyle ilişkilendirilir; oysa gerçek sürdürülebilirlik, çevresel, ekonomik ve sosyal boyutlarıyla tamamlanır. Sosyal sürdürülebilirlik, kurumların çalışanlarına, topluma ve tüm paydaşlarına karşı adil, kapsayıcı ve etik sorumluluklarını üstlenmesini ifade eder.
Ve işte tam da bu noktada, İnsan Kaynakları süreçleri sosyal sürdürülebilirliğin kalbinde yer alır. Çeşitlilik, eşitlik, sağlıklı ve güvenli çalışma ortamları, çalışan refahı ve etik yönetim gibi değerler, ancak güçlü İK politikalarıyla hayat bulur. İnsan Kaynakları, bu değerleri kurum kültürüne entegre ederek sürdürülebilirlik vizyonunu gerçeğe dönüştürür.
Gerçekler bize şunları söylüyor:
– Dünya genelinde çalışanların %60’ı iş yerinde psikolojik güvenlik eksikliği yaşıyor.
– Kadınların iş gücüne katılım oranı birçok ülkede %50’nin altında.
– Çeşitlilik ve kapsayıcılık politikası olmayan şirketler, yenilikçilikte geride kalıyor.
Sosyal sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak, ancak İnsan Kaynakları ve sürdürülebilirlik ekiplerinin güçlü iş birliğiyle mümkün. İşe alımdan performans yönetimine, eğitimden çalışan deneyimine kadar her süreçte sürdürülebilirlik odağa alınmalı.
Çünkü sürdürülebilir bir gelecek, insanı merkeze alan adil, kapsayıcı ve etik kurum kültürleriyle inşa edilir.
Cansu DAĞLAR