BÖLÜM 1: Karbon Ayak İzi Nedir? Neden Ölçülür?
Karbon ayak izi, günlük yaşamda kullandığımız enerji, tercih ettiğimiz ulaşım yolları veya satın aldığımız ürünler nedeniyle atmosfere saldığımız sera gazı miktarını ifade eder. Karbondioksit başta olmak üzere bu gazlar, tarih boyunca atmosferin bir parçası olarak yeryüzünü yaşanabilir kılmıştır. Ancak sanayileşme ile birlikte bu gazların yoğunlukları arttı, dünya ısındı ve bu durum günümüzde küresel iklim krizine yol açtı.
Karbon ayak izi ölçümleri, doğrudan ve dolaylı emisyonları kapsar. Doğrudan emisyonlar, evsel enerji tüketimi ve ulaşım gibi fosil yakıt kullanımından kaynaklanırken; dolaylı emisyonlar, ürünlerin üretiminden kullanımına ve kullanım ömrü sonuna kadar ortaya çıkar. Bu bütüncül yaklaşım, insan faaliyetlerinin çevre üzerindeki etkisini anlamak ve stratejik adımlar geliştirmek için kritik öneme sahiptir.
CO₂e: Sera Gazlarının Ortak Dili
Farklı sera gazlarının iklim üzerindeki etkisi eşit değildir. Metan (CH₄) ve diazot monoksit (N₂O) gibi gazlar, küçük miktarlarda salınsalar da karbondioksite göre çok daha yüksek ısınma etkisi yaratır. CO₂ eşdeğeri (CO₂e) kavramı, tüm bu gazları tek bir ölçekte karşılaştırmamızı sağlar. Örneğin; metan yaklaşık 28–30 kat, N₂O ise yaklaşık 265 kat daha fazla ısınma potansiyeline sahiptir. Bu yaklaşım, hem kurumsal raporlamada hem de ulusal ve uluslararası karşılaştırmalarda ortak bir dil sunar.
Neden Ölçüm Yapılır?
● İklim Krizi: Hangi faaliyetlerin en fazla sera gazı saldığını bilmeden etkili aksiyon almak mümkün değildir. Ölçüm, krizle mücadelede stratejik adımlar atmayı sağlar.
● Regülasyonlar: CSRD ve benzeri uluslararası standartlar, şirketlerin emisyonlarını raporlamasını zorunlu kılar. Ölçüm olmadan regülasyonlara uyum sağlamak imkânsızdır.
● Yatırımcı Beklentileri: Günümüzde yatırımcılar, finansal performans kadar ESG (çevresel, sosyal, yönetişim) performansını da değerlendiriyor. Ölçüm, şirketin iklim risklerini ve sürdürülebilirlik yaklaşımını şeffaf biçimde ortaya koyar.
● Kurumsal Risk Yönetimi: Emisyonlar, enerji maliyetlerinden tedarik zinciri kısıtlarına kadar operasyonel riskler yaratır. Ölçüm, bu riskleri tespit edip yönetmeyi sağlar.
Karbon Ayak İzi Kavramının Evrimi
Karbon ayak izi, ekolojik ayak izi kavramından türetilmiş ve özellikle 2000’li yıllarda geniş kitleler tarafından bilinmeye başlamıştır. Sanayi Devrimi ile artan fosil yakıt kullanımı, atmosferdeki sera gazlarını yükseltmiş, karbon ayak izi ölçümü ise bu artışı somutlaştıran bir araç hâline gelmiştir. GHG Protocol ve ISO 14064-1 gibi standartlar, ölçümlerin güvenilir ve karşılaştırılabilir olmasını sağlarken, IPCC gibi bilimsel kuruluşlar verileri karar süreçlerine taşır. Günümüzde dijitalleşme ve veri analitiği, karbon verisini stratejik bir fırsata dönüştürerek operasyonel verimlilik ve net-sıfır hedeflerini mümkün kılıyor. Ölçmeden yönetilemez prensibi, karbon yönetiminin merkezinde yer alıyor.
BÖLÜM 2: Scope 1 Emisyonları: Doğrudan Emisyonlar
Scope 1, bir kurumun doğrudan kontrolü altındaki kaynaklardan kaynaklanan emisyonları ifade eder. Tesisler, ekipman ve araçlar üzerinden atmosfere salınan karbon bu kapsama girer.
Scope 1 Emisyon Türleri
● Sabit Yanma: Fabrika kazanları, jeneratörler ve fırınlar gibi sabit enerji birimlerinden çıkan emisyonlar.
● Mobil Yanma: Kuruma ait araç ve taşıtlardan kaynaklanan emisyonlar.
● Proses Emisyonları: Üretim süreçleri ve hammaddelerin kimyasal reaksiyonlarından doğan CO₂ salımları.
Kontrol ve Strateji
Scope 1 emisyonları doğrudan yönetilebilir. Enerji verimliliği, yakıt değişimi veya proses optimizasyonu ile somut azaltımlar yapılabilir. Bu alan, liderlik ve teknik yetkinliklerin sergilendiği stratejik bir bölümdür.
Veri Toplama Zorlukları
Yakıt tüketimi ve proses emisyonlarının doğru ölçümü kritik öneme sahiptir. Güncel emisyon faktörleri ve ölçüm cihazlarının kullanımı, raporlamanın güvenilirliğini doğrudan etkiler.
Azaltım Örnekleri
● Enerji verimliliği yatırımları
● Proses optimizasyonu ve modernizasyon
● Elektrikli veya hibrit araçlar
● Enerji yönetim sistemlerinin uygulanması
BÖLÜM 3: Scope 2 Emisyonları: Dolaylı Enerji Etkisi
Scope 2, kurumun sahip olmadığı fakat tükettiği enerji kaynaklarından kaynaklanan dolaylı emisyonları kapsar. Satın alınan elektrik, buhar, ısı veya soğutma hizmetleri bu kapsamda değerlendirilir.
Kapsam ve Ölçüm Yaklaşımları
● Location-based: Bölgesel enerji karışımına göre ölçüm
● Market-based: Yenilenebilir enerji sertifikaları ve sözleşmeler üzerinden ölçüm
Stratejik Önemi
Yenilenebilir enerjiye geçiş, emisyonları düşürmenin ötesinde, kurumsal itibarı güçlendirir ve ESG performansını artırır. Scope 2 yönetimi, şirketlerin karbon stratejisini görünür kılar.
BÖLÜM 4: Scope 3 Emisyonları: Görünmeyen Ama Kritik Etki
Scope 3, doğrudan kontrol dışındaki tüm dolaylı emisyonları kapsar. Tedarik zinciri, lojistik, ürün kullanımı ve bertarafı gibi süreçleri içerir.
Zorluk ve Stratejik Önem
Scope 3 ölçümü karmaşıktır; çünkü farklı tedarikçiler ve süreçler üzerinden geçer. Ancak toplam karbon ayak izinin çoğunu oluşturması nedeniyle stratejik olarak vazgeçilmezdir. Türkiye’de veri altyapısı sınırlı olduğundan çoğu kurum Scope 3’ü ihmal eder. Fakat CSRD ve benzeri uluslararası standartlar, Scope 3 ölçümünü giderek zorunlu hâle getiriyor.
BÖLÜM 5: Scope 1–2–3’ü Entegre Yönetmek: Stratejik Perspektif
Scope 1 ve 2 ölçümleri tek başına yeterli değildir. En etkili yaklaşım, tüm Scope’ların entegre yönetilmesidir.
Strateji ve Yol Haritası
● Kısa Vadeli: Enerji verimliliği, fosil yakıt ikamesi, proses optimizasyonu
● Orta Vadeli: Tedarik zinciri yönetimi, Scope 3 ölçümü ve azaltım planları
● Uzun Vadeli: Net-sıfır hedefleri, dijitalleşme ve inovatif teknolojiler
Entegre Yönetim Neden Kritik?
Karbon ayak izini yalnızca ölçmek, gerçek bir dönüşüm için yeterli değildir. Asıl fark yaratan; Scope 1, 2 ve 3 emisyonlarını birbirinden kopuk değil, tek bir stratejik çerçeve içinde ele alabilmektir. Çünkü bir alanda sağlanan kazanım, diğer Scope’larda karşılığı yoksa kalıcı etki yaratmaz.
Entegre yönetim yaklaşımı; kurumların yalnızca bugünkü emisyonlarını azaltmasını değil, aynı zamanda gelecekteki regülasyonlara, paydaş beklentilerine ve iklim risklerine hazırlıklı olmasını sağlar. Bu yaklaşım, sürdürülebilirliği operasyonel bir gereklilikten çıkarıp kurumsal karar alma mekanizmalarının merkezine taşır.
Kısa vadede atılan verimlilik adımları, orta vadede tedarik zinciriyle kurulan güçlü iş birlikleriyle desteklenir; uzun vadede ise net-sıfır hedefleri, dijital çözümler ve yenilikçi teknolojilerle kurumsal bir dönüşüme evrilir. Böylece karbon yönetimi, tek seferlik bir raporlama faaliyeti olmaktan çıkar; ölçülen, izlenen, geliştirilen ve sürekli iyileştirilen bir yolculuğa dönüşür.
Sonuç olarak, Scope 1–2–3’ü entegre biçimde yönetebilen kurumlar; yalnızca çevresel sorumluluklarını yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda rekabet avantajı, itibar gücü ve uzun vadeli dayanıklılık kazanır. Sürdürülebilirliğin stratejik bir tercih değil, kurumsal bir zorunluluk haline geldiği bu dönemde, bütüncül karbon yönetimi güçlü bir gelecek inşa etmenin temel taşlarından biridir.
Yıldız Tuana Karaca