Kural aslında basit: Yalın yapabilmek için önce yalın olmak gerekir. Aksi halde içi boş bir saksıdan farkımız kalmaz; dışarıdan bir çerçeveye sahip görünürüz ama içerik eksiktir. Bu yüzden yalınlığı hayatımızda uygulamak istiyorsak, ilk adım bakış açımızı dönüştürmek ve yalın düşünmeyi benimsemektir.
Japon kültüründe köklü bir geçmişe sahip olan yalın düşünce; Kaizen, Kanban, 5S, 7+1 İsraf, JIT, Heijunka gibi birçok kavramla ifade edilir. Aldığım yalın üretim eğitimi, bu terimlerin yalnızca fabrika ya da üretim hatlarında değil, günlük yaşamın her anında karşılık bulduğunu fark etmemi sağladı.
Yalın düşünce insanı merkeze alan bir felsefedir. İnsan; ruhunda, zihninde ve bedeninde küçük ama sürekli iyileştirmeler (Kaizen) yapabildiğinde, bu dönüşümün etkisini bulunduğu her ortama taşıyabilir. Günde sadece %1’lik bir iyileştirme yapan birinin bir yıl sonunda 37 kat gelişim göstermesi ise sürekliliğin gücünü basit bir matematikle açıklıyor.
Geçmişte yazdığım bir yazıda şöyle demiştim:
“Atık derken; hayatınıza girmiş bir insanın sizde bıraktığı etki, yaşadığınız bir olayın oluşturduğu his, gelen gereksiz mailler, tüketim sonrası ortaya çıkan değerlendirilebilir ürün… Hepsi birer atıktır. İnsan, bu dünyadaki sürdürülebilirliği için önce azaltıma gitmelidir. O kadar tepkili, tüketimli ve yığmalı zamanlara geldik ki; artık azaltım bir seçim değil, zorunluluk haline geldi.”
Bugün baktığımda, bunun yalın düşüncenin merkezinde durduğunu görüyorum. Kendimize yük ettiğimiz her gereksiz duygu, düşünce ve alışkanlık; zihnimizi bir çöplüğe dönüştüren birer atıktır. Tıpkı fiziksel atıkları nasıl yönetiyorsak, psikolojik atıkları da yönetmeyi öğrenmeliyiz:
Düşünce israfı, duygu israfı, zaman israfı…
Hayatın içindeki bu görünmeyen israf türlerini fark ettiğimizde, aslında sorulara yalın bir mühendis bakışıyla yaklaşmaya başlarız. Böylece ruhumuzu, bedenimizi ve zihnimizi iyileştirecek alanlar açılır.
Çünkü nihayetinde bütün mesele, “sade”ce yaşamak…
Tuğba Kaktimur
Çevre Yüksek Mühendisi